mertada.com

MertAda.com

Film Oyun Müzik Haber

Forum,Vbulletin, çocuk, game, albüm, film, upload, Rapidshare, SSK, Bağkur, sosyal, güvenlik, hukuk, muhasebe, bankacılık, finans, magazin, donanım, notebook, yazılım, internet, msn, icq, skype, güvenlik, Resimli Program Anlatımları, Hepsi Birarada (All in One), A'dan - Z'ye Program Arşivi, Elektronik Sistemler, Teknoloji Haberleri, hobiler, tamir atölyesi, Magazin, Sağlık, Burçlar Dünyası, Güzellik ve Cilt Bakımı, Moda, Fıkra - Muhabbet, Komik Resim & Karikatürler, Video & Animasyon, Duvar Yazıları, hepsi Mert Forum da

Geri Git   mertada.com >
MERT FORUM OKULU
> Etüt > Serbest Kürsü

S.S.S Üye Listesi Ajanda Resim Galerisi Arama Bugünün Mesajları Konuları Okundu İşaretle

 Myarcade plugin pro 10% discounted


Konu Bilgileri
Konu
Tarihe Adını Yazdıran Başarılı Türk Kadınları
Konudaki Cevap
4
Bu Konuyu Görüntüleyenler
 
Görüntülenme
142733

Yanıtla

 

LinkBack Konu Araçları Bu Konu İçinde Ara
Eski 12-11-2006, 17:42   #1 (Bu Mesajın Linki)
•V.i.p Member
 
angel's Avatar
 
Giriş Tarihi: May 2006
Yaş: 37
Mesajlar: 158
Resim Galerisi: 0
Rep Gücü: 108 angel is on a distinguished road

 

YeniYemekTarifleri
Tarihe Adını Yazdıran Başarılı Türk Kadınları



Cumhuriyetin aydınlık yüzleri; Kadın sporcularımız...

Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin toplumsal yaşamdaki köklü değişimlere en hızlı uyumu Türk kadını sağlıyordu. O yıllarca erkeğinin bir adım ardında yürüyen genç kızlarımız, spor salonlarında fırtına gibi esiyordu.

ONLAR genç cumhuriyetin aydınlık yüzleri... Onlar Türk kadının çağdaşlığa açılan ilk isimleri... Onlar Türk sporunun gururları...

Atatürk devrimleri Türk toplumunda köklü değişimleri yaratırken, yüzyıllar boyu kafes ardında kalmış, Türk kadını da bu farklılaşmadan payını alıyor, ilk kadın sporcularımız pistlerde boy göstermeye başlıyorlardı.

Yıl 1926... Ömer Besim Koşalay'ın girişimleri ve çalışmalarıyla Nermin Tahsin, Emine Abdullah, Mübeccel Hüsamettin ve Neriman gibi ilk bayan atletlerimiz pistlere iniyordu.

Yıl 1928... Dünya kadınları Amsterdam Olimpiyat Oyunları'nda pistlerde yarışma şansını elde ediyordu.

Tek başına bu örnek bile genç Türkiye Cumhuriyeti'nin toplumsal yaşamda gerçekleştirdiği değişimleri gözler önüne seriyordu.

İlk bayan atletlerimizi, kürek sporunda, Şerefnur, Vecihe, Leyla, Melahat ve Kamran hanımlar izledi.

DÜNYADA İLK VE TEK

Takvimler 1929 yılını gösterirken, Türk kadını, dünya spor tarihinde eşine belki de bir daha rastlanmayacak bir olay gerçekleştiriyordu. O yıllarda henüz bir bayan voleybol takımı bile yoktu. Ancak bir Türk kızı, Yüksek Mühendis Mektebi öğrencisi Sabiha Fırat Hanım, filede harikalar yaratıyordu. Erkek arkadaşlarından hiç de geri kalmayan bu genç kızı Fenerbahçe Voleybol Takımı'nda oynatabilmek için ilgililer hemen harekete geçmiş ve bayan sporcuların erkek takımında oynamalarını engelleyen bir madde olmadığından Sabiha Rıfat Hanım'a izin çıkmıştı.

Beş erkek ve bir bayan sporcudan oluşan Fenerbahçe Voleybol Takımı, o yıl bütün rakiplerini ezip geçmiş ve şampiyonluğu kucaklamıştı. Bu belki de Dünya voleybolunda yaşanan ilk ve tek olaydı..

Fenerbahçe Spor Kulübü Umumi Kaptanı Hayri Celaleddin (Atamer) Bey, takım kaptanı Bedii Süheyl Bey aracılığıyla, 28.01.1929 yılında Sabiha Hanım'a bir mektup gönderiyor ve kendisini kutlarken şunları yazıyordu:

TEBRİKLER EFENDİM

‘‘Bu memlekette ilk defa cem'i sporda erkek arkadaşlarla beraber oynamak suretiyle gösterdiğiniz teceddüd ve muvaffakiyetten dolayı sizi Fenerbahçe gençliği ve hey'et-i idaresi adına hararetle tebrik ederim efendim.’’

Artık tenis kortları da şenlenmeye başlamıştı. Vecihe (Taşçı), Mediha (Bayar), Adriyel (Sadak), Hidayet (Karacan) hanımlar 1927 yılında Fenerbahçe Kulübü'nün çimento zeminli kortlarında boy gösteriyorlardı.

1933 yılında ise 2 genç kızımız ay yıldızı formayı giydi. Leyla Asım Turgut ve Cavidan Elberger hanımlar Sovyetler Birliği'nde yapılan ikili karşılaşmalarda Rus rakibeleriyle yarıştılar.

Avrupalılar yüzyıllar boyunca peçe ve çarşaf altında yaşayan Türk kadınını ilk kez spor sahalarında görmüşler, şaşkınlıkla birlikte hayranlıklarını gizleyememişlerdi.

AYDINLIK YÜZLER

Cumhuriyetin aydınlık yüzleri artık her alanda olduğu gibi sporda da

rüzgar gibi esiyordu. 1936 Berlin Olimpiyat Oyunları'nda İki kızımız Suat Fetgeri Aşeni (Tarı) ile Halet Çambel eskrimde ülkemizi temsil eden ilk bayan sporcularımız oluyordu.

1950 ve 60 lı yıllarda ise Gül Çiray isimli bir bir bayan atletimiz tam 47 Türkiye ve 2 Balkan rekoruna imza atıyordu. Gül Çiray, 1960 oyunlarında Aycan Önel ile birlikte ülkemizi temsil ederken, Türkiye 1988 Seul Olimpiyatları'nda bayanlarda ilk madalyasına kavuşuyordu. Tekvandoda gösteri dalında kazanılan bu gümüş madalya daha sonraki başarıların habercisi oluyordu.

Türk kadını inanılmazı başarmış, çok kısa bir sürede toplumsal yaşamın tüm birimlerinde söz sahibi olmaya başlamıştı. Sportif alanda ülkenin sınırlarını zorlayan bu büyük değişim önce Avrupa'da yankılanmış, daha sonra yer küremizin tüm toprak parçalarına yayılmaya başlamıştı.

VE İLK MADALYAMIZ

1992 Barcelona Olimpiyat Oyunları cumhuriyet kadını için ayrı bir anlam ifade ediyordu. Bu oyunlar ilk resmi madalyamızı kazandığımız olimpiyatlardı. 1973 Ordu doğumlu Hülya Şenyurt, Judoda 48 kiloda bronz madalya kazandı.

1996 Atlanta Olimpiyat Oyunları'nda, Okçulukta bir büyük sevinç ile birlikte hüznü de yaşadık. Bayan okçumuz Natalie Nasaridze ilk turda 180 atışta 168 ile olimpiyat rekoruna imzasını attı. Ancak final yarışlarında büyük bir talihsizlik yaşadı ve dereceye giremedi.

Artık Türk kadını cumhuriyetle birlikte ismini dünya sporuna yazdırmaya başlamıştı. Sadece sporcu olarak değil yönetici, antrenör ve hatta hakem olarak sporun hizmetindeydi. 75 yıl gibi kısa bir sürede Cumhuriyete yakışan bir aşama kaydetmiş, kendi sınırlarını zorlayıp maya başlamıştı.

Bu büyük değişimin bugün 75'inci yıldönümünü... İsmini buraya yazamadığımız ama başarılarını ve cesaretlerini yürekten alkışladığımız bu kadınlara Türk sporu çok şey borçlu...

31936 Berlin Olimpiyat Oyunları'nda İki kızımız Ahmet Fetgeri'nin kızı Suat Fetgeri Aşeni (Tarı) ile Halet Çambel eskrimde ülkemizi temsil eden ilk bayan sporcularımız oluyordu.

3Dünya Kadınları, 1928 Amsterdam Olimpiyatları'nda yarışma şansını ilk kez elde ederken, Nermin Tahsin, Emine Abdullah, Mübeccel Hüsamettin gibi ilk bayan atletlerimiz 1926 yılında pistlere inmişlerdi bile...

Onlarla gururlandık

Cumhuriyet Türkiye'sinde bayan sporcularımızın önemi ve başarıları oldukça büyük. Son yıllarda okçulukta büyük hamle yapan kızlarımız hedefleri delik deşik ederken, 1936 Berlin Olimpiyatlarında Suat Fetgeri Aşeni (Tarı) ile Halet Çambel eskrimde ülkemizi temsil eden ilk bayan sporcularımız oldu.

Okçularımızdan tam isabet

1962 yılında Paris'te yapılan Avrupa Şampiyonası'nda Cemal Değirmenciler ve Yücel Cavkaytar ilk şampiyonlarımız olarak kürsüye çıktılar. Ancak daha sonra tam 23 yıl madalya özlemi çektik.

Ancak herşey Natalia Nasaridze ile değişti. 1 Olimpiyat, 5 Avrupa rekoru sahibi Natalia okçuluk sporunun lokomotifi oldu. Bayanlarda pek çok Avrupa şampiyonluğuna imza attık.

TÜRK Okçuluğu gerek başarı gerekse potansiyel açısından Uğur Erdener federasyonu ile büyük bir patlama gösterdi. 1962 Paris Avrupa Şampiyonasında Cemal Değirmenciler ve Yücel Cavkaytar ilk şampiyonlarımız olurken, daha sonra 23 yıl kürsü özlemi çektik.

Türk vatandaşlığına geçen Gürcü kızı Natalia Nasaridze, bayan okçuluğunda lokomotif oldu. Bari'de Akdeniz Oyunlarında altını vururken, dünya şampiyonalarında hep bronz da çakılı kaldı. Elif Ekşi, Elif Altınkaynak, Zehra Öktem ve Deniz Günay okçuluğumuzun altın kızlarıydı.

1962'den 1990 yılına kadar madalyasız geçirdiğimiz Avrupa şampiyonalarında Zehra Öktem, Elif Ekşi ve Belgin Özbaş'dan kurulu bayan takımımız ilk bronzunu alırken, 1996 yılında Slovenya'da bayanlarımız yine altın madalyaya kilitlendi. Natali Nasaridze ve Elif Altınkaynak altın madalyayı vururken, içinde bulunduğumuz Almanya'da yapılan Salon şampiyonasında ise Deniz Günay altın kazandı.

Atlanta Olimpiyatı'nın yarı finallerinde Olimpiyat rekoru kıran bayan takımımız madalyayı kılpayı kaçırıp dördüncülükte kaldı.

Gürcü asıllı altın kızımız Natalia Nasaridze halen 1 Olimpiyat, 5 Avrupa rekorunun sahibi bulunuyor.

Hedef 10

Okçulukta hedef 10'dur. Ekşi kardeşler ile Gürcü asıllı kızımız Natalia Nasaridze ülkemize Avrupa ve Dünya şampiyonalarında büyük başarılar kazandırdılar. Bayan okçularımız Olimpiyat rekoru da kırmalarına rağmen final atışlarında dördüncülükte kalırken, Natalia Nasaridze Akdeniz Oyunlarında ülkemize ilk altın madalyayı getiren okçumuz oldu.


Hürriyet
__________________
angel Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Reply With Quote
Kaspersky PURE 3 30% indirimli
Eski 12-11-2006, 17:47   #2 (Bu Mesajın Linki)
•V.i.p Member
 
angel's Avatar
 
Giriş Tarihi: May 2006
Yaş: 37
Mesajlar: 158
Resim Galerisi: 0
Rep Gücü: 108 angel is on a distinguished road

 

YeniYemekTarifleri
Prof. Semahat Demir, ‘Sağlık Bilim ve Teknoloji Ödülü’nü aldı

Türkiye’nin gururu oldu

Türk bilim dünyasının yurtdışında gösterdiği başarılara bir yenisi daha eklendi. Prof. Semahat Demir, ‘Sağlık Bilim ve Teknoloji Ödülü’nü aldı




Memphis Üniversitesi ile Tennessee Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Prof. Dr. Semahat Demir, biyomedikal mühendisliğindeki üstün başarıları, bilim adamı ve öğrenci yetiştirmedeki katkıları, bilime ve akademiye hizmetleri nedeniyle ABD Üniversiteler Birliği tarafından 2002’nin bilim kadını seçildi. Sağlık Bilim ve Teknoloji Ödülü’nü alan Prof. Demir, Noel tatilini Türkiye’de geçirdi. Ödülünü almak için kürsüye çıkarken çok heyecanlandığını anlatan Prof. Demir, "O ödülü bir Türk olarak gurur duyarak aldım. Yaptığım konuşmada da üstüne basa basa Türk olduğumu söyledim" dedi.

TÜRKLERİ DESTEKLİYOR
Tıp ve mühendislik alanlarındaki birikimlerini insanlık yararına kullandığını söyleyen Prof. Semahat Demir, sözlerine şöyle devam etti: "Çalışmalarım, kalp ve beyindeki elektriksel işaretlerin bilgisayarda modellenmesine ve simülasyonuna dayanıyor. Projelerim için yılda 2 milyon dolara yakın bir bütçe ayrılıyor." Boğaziçi Üniversitesi’nden iki öğrenciye burs veren Demir, Türk öğrencileri desteklemek için de girişimlerde bulunduğunu vurgulayarak, "Laboratuvarda Türk öğrencilerin çalışma yapması için olanak sağlıyorum" diye konuştu.

Pek çok ülkede konferans verdi
İTÜ Elektronik ve Haberleşme Bölümü’nden mezun olduktan sonra Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Enstitüsü’nde master yapan Demir, doktora çalışmaları için 1987’de ABD’ye gitti. Johnss Hopkins Üniversitesi’nde biyomedikal alanındaki çalışmalarını sürdüren Demir, sonra Kanada Calgary Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde araştırmacı olarak çalıştı. Çalışmalarıyla kısa sürede tanındı. Yeni Zelanda’dan Çin’e, Fransa’dan Japonya’ya kadar birçok ülkede 150’nin üzerinde konferans verdi. Demir, dünyadaki 4 biyomedikal laboratuvardan birinin yöneticisi.

Başarı ailenin genlerinde
İTÜ İnşaat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Halit Demir de, kızının başarısından büyük onur duyduğunu söyleyerek, "Daha önceki yıllarda diğer kızım Sıddıka’nın inşaat alanındaki uluslararası başarılarıyla mutlu oluyorduk. Şimdi de Semahat, Türk insanının başarısını tüm dünyaya kanıtlıyor" diye konuştu.

Milliyet
__________________
angel Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Reply With Quote
Eski 12-11-2006, 17:50   #3 (Bu Mesajın Linki)
•V.i.p Member
 
angel's Avatar
 
Giriş Tarihi: May 2006
Yaş: 37
Mesajlar: 158
Resim Galerisi: 0
Rep Gücü: 108 angel is on a distinguished road

 

YeniYemekTarifleri
Güneşin evriminde bir Türk kadını: Prof. Dr. Dilhan Eryurt




Prof. Dr. Dilhan Eryurt 29 Kasım 1926 İzmir doğumlu. O dönemler Onuncu Yıl Marşı'nın öğrenciler tarafından sokaklarda söylendiği yıllar, o tam bir Cumhuriyet insanı. Dilhan Eryurt, sokakta marşlar söylediği günler için, "Kalbinin derinliklerinde o duyguların hâlâ tazeliğini koruduğunu" söylüyor. Küçük yaşlardan itibaren matematiğe ilgi duyan Eryurt, Ankara Kız Lisesi'ni takdirname ve bir özel ödül alarak bitirince, üniversite eğitimi için, İÜ Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümü'nü seçmiş.

Üniversitede astronomi, matematiğe yardımcı ders olarak veriliyormuş. Dilhan Eryurt'un astronomi merakı da işte bu sıralar ortaya çıkmış. "O zamanlar, Hitler'in Nazi Almanya'sından kaçan en değerli bilim adamları İstanbul Üniversitesi'nde çalışıyordu, bu insanların bilimsel temelleri çok güçlüydü. Bize de aynı şekilde iyi bir temel verdiler."

Dilhan Eryurt üniversiteyi bitirince, yeni keşfettiği astronomi ilgisinin etkisiyle, Ankara Üniversitesi'nde bir astronomi bölümü açmakla görevli Prof. Dr. Tevfik Okyar Kabakçıoğlu'nun yanında asistan olmuş. Tabii kadro olmaması nedeniyle, işini iki yıl hiçbir ücret almadan sürdürmüş. Genç asistanın işleri arasında, iki günde bir rasathaneye gidip saat kurma görevi de var. Ama iş, pazar gününe denk geldiğinde, otobüs bulamıyor ve taksi tutmak zorunda kalıyormuş.

"Yaklaşık 50 yıl öncesinin Ankara'sını anlatıyorum. Bir gün Prof. Okyar Bey geldi, 'Bir şey söyleyeceğim ama utanıyorum. Seni hiç olmazsa laborant konumuna sokalım da, bari yol paran çıksın' dedi."
Türkiye'ye döndükten sonra araştırmalarını ODTÜ'de sürdürdü. Oysa yıllar sonra ABD'ye gittiğinde Dilhan Eryurt, National Academy of Sciences bursunu alarak NASA'nın New York'taki Goddard Uzay Araştırma Enstitüsü'nde göreve başlamış ve yine bir ücret sorunu yaşamış: "İlk yıl belli bir burs ücreti alıyordum. İkinci yıl kurallara göre 500 dolar kadar bir artış yapıyorlardı. Ben ertesi yıl da 3. kez bursu alınca, esas kadroya alındım. Birlikte çalıştığımız Prof. Cameron bana dönüp, ne kadar para alacağımı sordu, bilmediğimi söyleyince, yanıtını de yine kendisi verdi. Öyle bir ücret veriyorlardı ki, hayal etmeme bile olanak yoktu. Hemen, ama bu çok büyük para, her halde çok sıkı çalışmam gerekecek deyiverdim. Profesör de 'aptal olma, sen bunu hak ediyorsun' diye çıkıştı". Ama Dilhan Eryurt öylesine başarılıydı ki, başlangıçta bir yıllığına aldığı bursu, yedi yıl çalıştığı sürekli kadroya dönüştürebilmişti.

Doçentliğini AÜ Astrofizik Anabilim Dalı'nda Prof. Dr. A. E. Kreirken'in yanında tamamlar ve 1959 yılında Uluslararası Atom Enerji Ajansı tarafından verilen bir bursla iki yıllığına Kanada'ya gider. "Gerçek astrofizikle burada karşılaştım. Türkiye'de biz bilgisayar bile görmemiştik, hesaplamaları hesap makinesiyle yapıyorduk. Kanada'da Prof. Cameron'un yanına gittim ve o bana çalışmam için üç konu teklif etti. Ben hidrojen yıldızlarını seçtim. Dr. Cameron bana dönüp, en zorunu seçtin, dedi. Ardından da, önce hidrojenden oluşan bir gazın opozitesini hesaplamak gerektiğini söyledi. Bir bilgisayar programı yapmam gerekiyormuş. Programa belli sıcaklık ve yoğunluk girilince, programın o gazda opozitenin ne olması gerektiğini bulmalıymış. Yani programın bunu yapması için, benim de programı yapmam gerekiyordu. Ama ben değil bilgisayar programını; bilgisayarı ve programlamayı bile bilmiyordum. Hemen kütüphanelere gittim, kitaplar aldım ve programlamayı öğrendim ve programı başardım. Dr. Cameron, şimdi bunu bilgisayara koy dedi, ama ben daha bilgisayarı görmemişim. Gittik kartları yerleştirdik ve Dr. Cameron git sonucu al dedi. Sonucu birkaç saniye içinde elimde görünce doğrusu çok şaşırdım." Dilhan Eryurt'un daha sonra basıldığını söylediği bu çalışmayla burada ilk öğrendiği şey de "fitting" yöntemi olmuş.

Prof. Dr. Dilhan Eryurt, başarılı çalışmalarından dolayı NASA'dan "Apollo Başarı Ödülü"nü aldı. Dilhan Eryurt'u Kanada'daki çalışmalarının ardından, ABD'den aldığı American Soroptomist Federation Fellowship bursuyla Indiana Üniversitesi'nde araştırmacı olarak görev aldığını görüyoruz. Indiana'da yıldız modelleri yapmakta tanınmış Prof. Dr. M. Wrubel ile çalışmış. Burada, üniversiteye bağlı Goethe Link Gözlemevi'nde Dilhan Eryurt'un emrine büyük bir bilgisayar verilmiş.

Yaptığı iş, yıldız modellerini oluşturmada kullanılan yeni bir yöntemin geliştirilmesinde temel işlevi olan bir görevi üstlenmek. "O zamana kadar yıldız modellerinin çözümü için kullanılan 'fitting' yöntemiydi ve hep onu kullanırlardı. Kısaca ne olduğunu vermek gerekirse; yıldızın merkezinden başlayarak 4 diferansiyel denklem bir orta noktaya gelir. İkinci bir başlangıç da, yüzey şartlarından başlayarak içeri doğru çözümlenir ve belirli bir kesişme noktasında 2 çözümün birbirine uyması istenir. Uymuyorsa, çakışana kadar değişimler yapılır. Biz o günlerde yıldızın yüzeyinden içine kadar çözümü otomatik şekilde tek bir yoldan giderek yaptık. İki ayrı yoldan değil. Bulup geliştirdiğimiz yöntem buydu."

Prof. Eryurt, daha önce de belirttiğimiz gibi, Indiana'dan sonra NASA'ya geçiyor. Burada yine, önceden NASA'ya gelmiş olan Dr. Cameron ile yeniden birlikte çalışıyorlar. "Küçük kütleli yıldızlardan büyük kütleli yıldızlara kadar hepsinin oluşumunda geçirdiği tüm evrimleri inceledik." Bu noktada Dilhan Eryurt gerekli bulduğu teknik bir açıklama yapıyor: "Uzaydaki dev bir toz ve gaz bulutunun, yıldız olabilmesi için içindeki nükleer sıcaklığın çok yükselmesi gerekiyor ki, nükleer enerji oluşabilsin. Bunun için bazı nükleer reaksiyonların geçmesi gerekiyor. En basit nükleer reaksiyonu hidrojen yapıyor. Bu sıcaklığı elde etmesi için, yıldızın ilk devreleri olan çökme dönemleriyle yavaş yavaş merkezdeki sıcaklığın yükselmesi sağlanmış oluyor. Bunun için yıldızın kütlesinin, belirli bir kütle boyutuna erişmiş olması gerekiyor ki, bu sıcaklığı verebilsin. Eğer yıldız kütlesi çökmesiyle bu sıcaklığı oluşturamıyorsa, nükleer reaksiyon başlayamaz. Böylece tam bir yıldız oluşumu gerçekleşmez. Burada benim özellikle ilgilendiğim sorun, 'küçük kütlelerin limiti ya da küçük yıldızlarda kütle limiti nedir' oldu. Bu problem üzerinde çalıştık, hangi kütledeki bir yıldız nükleer reaksiyonunu geçebilir. Yıldızı oluşturan gaz kütlesinin kimyasal elementine bağlı bir şey bu. Yıldızın içindeki hidrojen ve helyum gazının oranlarına göre bu limit değişiyor. Benim ilk çalışmam sadece hidrojen gazından oluşmuş yıldızlardı."

Bu bilginin yıldız evrimindeki anlamını Dilhan Eryurt, yıldız olması için gerekli koşullar olarak belirtiyor. İşte NASA'ya geldiklerinde fitting yöntemiyle çalışırlarken Prof. Eryurt, programa devamlı yeni seçenekler katarak çalışıyor. Böylece fitting yöntemini geliştiriyor ve sonuçta yeni bir program ortaya çıkıyor. "O dönemin en mükemmel programıydı, ama sonra öğrencilerim, örneğin içine dönmeyi de katarak giderek geliştirdiler ve daha mükemmel hale geldi."


Prof. Eryurt, Prof. Cameron ile birlikte Güneş'in evrimi üzerine de araştırmalar yapmış. O günlerde geçerli olan Güneş evrimi modeli artık giderek eleştirildiğinden, son kuramları ele alan yeni bir modelin oluşturulması gerekiyormuş. Yeni modelle sıcaklık, yoğunluk, ışınım ve Güneş ile gezegenler arasındaki etkileşimin incelenmesi de şartmış. Eski teoriyle, Güneş'in ilk oluşumunda daha soğuk olduğu ve yavaş yavaş bugünkü durumuna ulaştığı kabul ediliyordu.

Güneş'in oluşumundan 4 milyar yıl sonraki bir zaman aralığında daha sönük bir yıldız olduğu ve yavaş yavaş parladığı, böylece bugünkü parlaklığını bulduğu sanılıyormuş. "Bizim çalışmalarımızın en önemli tarafı, Güneş'in ilk oluşumunda şimdikinden çok daha parlak olduğu ve yavaş sıcaklığının düştüğü ve sonra günümüzdeki duruma geldiği anlaşıldı. Bu mekanizmanın özel içeriğini de kısaca açıklamak gerekirse; Güneş'in önce parlak sonra azalan durumu, içindeki hidrojenin yanmasıyla ilgili... Hidrojen reaksiyonları başladıktan sonra yüzey sıcaklığı yavaş yavaş artıyor. Bilindiği gibi Güneş, günümüz itibarıyla sahip olduğu hidrojenin yarısını yakmış ve bugünkü yapısına ulaşmış vaziyette. Bu da diğer bir anlatımla ilk dönemine göre azalma demek. Daha açık bir deyişle tükenişe 4.5 milyar yıl daha var..."

Bu yeni model halen geçerliliğini koruyor ve büyük ölçüde Dilhan Eryurt'un eseri. Böylece Prof. Eryurt Güneş'in evrimine ilişkin bilgilere önemli bir katkı yapmış oluyor. "Bu çalışmanın önemi ise şöyle açıklanabilir. Dünya, Güneş'in en parlak döneminde oluşmuşsa, bu gezegeni meydana getiren maddelerin on binlerce yıl ve binlerce derece sıcaklıkta kalmasıyla, Dünya'nın fiziksel ve kimyasal özelliklerine de doğrudan önemli bir etki yapmasıydı. Tabii aynı yöndeki bir etki, uydumuz Ay için de geçerliydi. O sıralarda yapılması tasarlanan Apollo Ay projesi nedeniyle, bu yüksek sıcaklık etkisi, Ay yolculuğuna çıkacak astronotların karşılaşacakları ortam nedeniyle önemliydi."

Dilhan Eryurt, 1969 yılında NASA tarafından verilen Apollo Başarı Ödülü'nü alıyor. Daha sonra dünya çevresinde belli bir yörüngeye yerleştirilen ve içinde ilk insansız uzay araçlarının geliştirilmesinden sorumlu kurumlarda da görev yapıyor. Bir diğer başarı ödülünü de, 1977 yılında TÜBİTAK "Bilim Hizmet ve Teşvik Ödülü" olarak alıyor.
Prof. Dr. Dilhan Eryurt (soldan ikinci), ODTÜ'deki çalışma arkadaşlarıyla birlikte görülüyor. Dilhan Eryurt, bu enstitüde yıldızların oluşumu ve Güneş'in evrimi üzerine yaptığı çalışmaların yanında "nötrinolar" konusuyla da ilgilenmiş. "Bilindiği gibi nötrinolar Güneş'in merkezindeki nükleer reaksiyonlar sonucunda ortaya çıkıyor, kütle ile etkileşimi çok zayıftır ve yüksüz bir madde. Bunlar hemen Güneş'in yüzeyine erişip oradan da bize geliyorlar. ABD'de nötrinoların ölçümünü gözlemsel olarak Dr. Davies yapıyordu, biz ise teorik hesaplamalarla ilgiliydik. Kendisi daima bizim hesaplamaların sonuçlarını beklerdi, gözlem sonuçlarıyla karşılaştırmak için, ama ikisi bir türlü örtüşmüyordu. Nötrinolar sorunu bugün de var ve hâlâ teori ile gözlem deneyleri bir türlü uyuşmuyor. Bunun iki açıklaması var, ya Güneş modelini tam oturtamadık ya da nötrinolarda bize gelirken bazı değişimler söz konusu. Çalışmalar sürüyor..."

Prof. Eryurt'un enstitüde yaptığı ve gülümseyerek anımsadığı bazı "özel" çalışmaları da olmuş. Bir gün Dr. Cameron kapıyı vurup özür dileyerek odasına girmiş ve "Dilhan" demiş, "annemi getirdim sana soracakları var." Dilhan Eryurt yaşlı bir hanımın evinden kalkıp bürosunun kapısına kadar gelmesine çok şaşırmış. "Onları evimde bir gün yemeğe davet etmiştim ve yaprak dolması yapmıştım. Çok beğenmişler ve ben de tarifini vermiştim, ama annesinin tarifte anlayamadığı iki yer varmış. İlki, yaprak parlak tarafı dışa gelecek biçimde sarılmalı demiştim, kadın bu parlağın ne olduğunu çıkartamamış onu soruyordu. Diğeri de tencere ateşe konunca dolmaların üzerine ayrıca bir küçük kapak konur, dağılmasınlar diye, tabii bu da anlaşılmamış. Odama geldiler ve ben hepsini anlattım, sorun çözüldü."

ABD basını, Eryurt'un çalışmalarına yer ayırmış. Dilhan Eryurt tam anlamıyla "mucize" bir kadın. Çünkü 50 yıl öncesi bir yana, şimdi bile her türden "evrim" sözcüğü insanların tüylerini diken diken edebiliyor. Bunu, onu anlatan dergilerin yazılarında bile izlemek olası... Eryurt yaptığı işi "yıldızların evrimi" olarak nitelerken, yazarlar sürekli biçimde "yıldızların tarihi" sözcüğünü kullanıyorlar. Prof. Eryurt ABD'de kaldığı sürece çeşitli defalar Türkiye'ye geliyor. Amacı bilgi ve deneyimlerini Türkiye'ye de aktarmak, öğrenciler yetiştirmek.

Tabii bu işin yıldızların evriminden daha güç olduğunu öğrenmiş. Önce 1968'de Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü'nde bir yıl boyunca misafir profesör olarak çalışmış. "Derslerin dışında hemen bilimsel toplantılar düzenledim. I. Ulusal Astronomi toplantısını düzenlediğimde ancak 25 kişi katılabilmişti. Daha önce Türkiye'de bir astronomi derneği vardı, ama bunlar bilimsel toplantılar yapmak yerine, geziler falan düzenliyorlardı. Ama ABD'deki derneklerde hep bilimsel toplantıların yapıldığına tanık oluyordum. Buralarda hep kendi bilimsel çalışmalarımı anlatırdım ve çok ilgi çekerdi. Türkiye'de ise, toplantılar bir yana astrofizik dersi vermek bile kolay değildi, çünkü kimseler yoktu... Ben tek başıma lisans sınıflarının derslerine girer, yetmedi yüksek lisansı da, hep kendim vermek zorunda kalırdım. Ta ki... Birkaç öğrencinin belirli bir seviyeye gelmesine kadar."

Prof. Dr. Dilhan Eryurt 1973 yılında ODTÜ Fizik Bölümü'ne dönüyor ve burada Astrofizik Anabilim Dalı'nı kuruyor. 1988 yılında, önce ODTÜ Fizik Bölümü başkanlığı yapıyor, ardından Fen-Edebiyat Bölümü dekanlığını 5 yıl sürdürdükten sonra 1993'te emekli oluyor.

Yazı ve Fotoğraflar İrfan Unutmaz iunutmaz@dbr.com.tr
__________________
angel Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Reply With Quote
Eski 12-11-2006, 17:53   #4 (Bu Mesajın Linki)
•V.i.p Member
 
angel's Avatar
 
Giriş Tarihi: May 2006
Yaş: 37
Mesajlar: 158
Resim Galerisi: 0
Rep Gücü: 108 angel is on a distinguished road

 

YeniYemekTarifleri
Türkiye'de ilk kadınlar

İlk Türk kadın avukat Süreyya Ağaoğlu (Ahmet Ağaoğlu'nun kızı) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu.
1921: Dr. Safiye Ali Almanya’da tıp eğitimini tamamlayarak ilk Türk kadın hekim olarak tarihimizdeki yerini aldı.
1922: Yedi kız öğrenci Tıbbiye'ye kayıt yaptırarak eğitime başladı.
Haziran 1923: Nezihe Muhittin'in başkanlığında ilk kadın partisi olan Kadınlar Halk Fırkası'nın kurulması girişiminde bulunuldu, kadınlara oy hakkı tanımayan 1909 tarihli Seçim Kanunu gereğince valilikçe partinin kuruluşuna onay verilmediğinden dernekleşmeye gidildi.
1924: İlk Türk kadın diş hekimi (Ferdane Bozdoğan Erberk) diplomasını aldı.
1930: Türkiye'de ilk kadın yargıçlar atandı .
1933: Aydın (il)'inin bugün ilçe statüsü taşıyan Karpuzlu köyünde ilk kadın muhtar Gül Esin yaklaşık 500 oy alarak seçildi.
8 Şubat 1935: Türkiye Büyük Millet Meclisi 5. Dönem seçimleri sonucunda 17 kadın milletvekili ilk kez meclise girdi, ara seçimlerde bu sayı 18'e ulaştı.
1936: Eskişehir Askeri Hava Okulu'ndan mezun olan Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen dünyanın ilk kadın savaş pilotu oldu.
1950: İlk kadın belediye başkanı (Müfide İlhan) Mersin'den seçildi.
1957: Türk ordusunun ilk kadın doktor subayı Dr. Sema Aran teğmen rütbesiyle göreve başladı.
26 Mart 1971: İlk kadın bakan (Dr. Türkan Akyol) atandı.
1991: Başbakan Mesut Yılmaz'ın şahsi girişimleriyle ilk kadın vali (Lale Aytaman) Muğla (il)ine atandı.
1993: Alev Kılıçkeser Hottin Eskişehir Anadolu Üniversitesi Sivil Havacılık Yüksek Okulu Pilotaj Bölümü’nden mezun olarak ticari havayollarındaki ilk Türk kadın pilot oldu.
25 Haziran 1993: Türkiye'nin ilk kadın başbakanı (Tansu Çiller) hükümeti kurdu.
1996: İlk kadın deniz subaylar Deniz Harp Okulu'ndan mezun oldu.
2001: Denizli Belediye Başkanı Ali Aygören tarafından işe alınan Fatma Kasapoğlu Türkiye'nin ilk kadın belediye otobüsü şoförü oldu.


tr.wikipedia.org
__________________
angel Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Reply With Quote
Eski 12-11-2006, 17:55   #5 (Bu Mesajın Linki)
•V.i.p Member
 
angel's Avatar
 
Giriş Tarihi: May 2006
Yaş: 37
Mesajlar: 158
Resim Galerisi: 0
Rep Gücü: 108 angel is on a distinguished road

 

YeniYemekTarifleri
Türkiye'de kadın hakları

Türkiye kadın hakları kronolojisi

Başbakanlık Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü verilerine göre kadın haklarının Türkiye'de gelişimi aşağıdaki kronolojiyi takip etmiştir.

1843:Tıbbiye Mektebi bünyesinde kadınlar ebelik eğitimi almaya başladı.
1847: Kız ve erkek çocuklara eşit miras hakkı tanıyan İrade-i Seniye yayımlandı.
1856: Köle ve cariye alınıp satılması yasaklandı.
1858: Arazi Kanunnamesinde mirasın kız ve erkekler arasında eşit olarak paylaştırılacağı hükmü yer aldı. Böylece kadınlar ilk kez miras yoluyla mülkiyet hakkını kazandı.
1858: Kız Rüştiyeleri açıldı.
1869: Kadınlar için ilk sürekli yayın olarak nitelenen (haftalık) Terakki Muhadderat dergisi yayımlandı.
1869: Kızların eğitimine ilk kez yasal zorunluluk getiren Maarif-i Umumiye Nizamnamesi yayımlandı.
1870: Kız öğretmen okulu Dar-ül Muallimat açıldı.
1871: Mecelle'nin (Osmanlı Medeni Kanunu) uygulanması için çıkarılan Hukuk-ı Aile Kararnamesi ile; evlilik sözleşmesinin resmi memur önünde yapılması, evlenme yaşının erkeklerde 18, kadınlarda 17 olması, zorla evlendirmelerin geçersiz sayılması düzenlendi.
1876: Kanun-i Esasi (ilk Anayasa) kabul edilerek temel haklar düzenlendi. Kız ve erkekler için ilköğretim zorunlu hale getirildi.
1897: Kadınlar ücretli işçi olarak çalışmaya başladı.
1913: Kadınlar ilk kez devlet memuru olarak çalışmaya başladı.
1914: Kadınlar tüccarlık ve esnaflığa başladı.
1914: İnas Darülfünunu adı altında kızlar için bir yüksek öğretim kurumu açıldı.
1921: Darülfünun'da karma öğretime geçildi.
29 Ekim 1923: Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte kadınların kamusal alana girmesini sağlayan yasal ve yapısal reformlar hızlandı.
3 Mart 1924: Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğrenim Birliği) çıkarıldı. Böylece eğitim laikleştirilerek tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlandı. Kız ve erkekler eşit haklarla eğitim görmeye başladı.
17 Şubat 1926: Türk Medeni Kanunu'nu kabul edildi. Kanun ile erkeğin çok eşliliği ve tek taraflı boşanmasına ilişkin düzenlemeler kaldırıldı, kadınlara boşanma hakkı, velayet hakkı ve malları üzerinde tasarruf hakkı tanındı. 4 Nisan 1926 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan kanun 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girdi.
1930: Belediye yasası çıkarıldı. Yasa ile kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanındı.
1930: Kadın ve çocukların korunmasına ilişkin ilk düzenleme Umumi Hıfzısıhha Kanunu ile yapıldı.
1930: Doğum izni düzenlendi.
10 Haziran 1933: Kız çocuklarına mesleki eğitim vermek amacıyla Kız Teknik Öğretim Müdürlüğü kuruldu.
26 Ekim 1933: Köy Kanunu'nda değişiklik yapılarak kadınlara köylerde muhtar olma ve ihtiyar meclisine seçilme hakları verildi.
5 Aralık 1934: Anayasa değişikliği ile kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Türkiye bu hakkı kadınlara tanıyan ilk Avrupa ülkesi oldu. Türk kadını bu yeni haklarını hemen kullandı. (bkz: İlk Kadınlar)
8 Haziran 1936: İş Kanunu yürürlüğe girdi. Kadınların çalışma hayatına düzenleme getirildi.
1937: Kadınların yeraltında ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılması 1935 tarihli 45 sayılı ILO sözleşmesi ile yasaklandı.
1945: Analık sigortası (doğum yardımı) 4772 sayılı yasa ile düzenlendi.
1949: Yaşlılık sigortasının kadın ve erkekler için eşit esaslara göre düzenlenmesi 5417 sayılı yasa ile sağlandı.
1952: Sağlık Bakanlığı bünyesinde ana çocuk sağlığı hizmetleri verilmeye başladı.
1965: Gebeliği önleyici araçların satış ve dağıtımının serbest bırakılmasını ve tıbbi zorunluluk halinde kürtaj hakkı tanınmasını düzenleyen Nüfus Planlaması Hakkında Kanun çıkarıldı.
22 Aralık 1966: Eşit değerde iş için kadın ve erkek işçiler arasında ücret eşitliğini sağlayan 1951 tarihli 100 sayılı ILO sözleşmesi onaylandı.
27 Mayıs 1983: 10 haftaya kadar olan gebeliklerin kürtajla sona erdirilmesi ve gönüllü cerrahi sterilizasyon yöntemlerine izin verilmesi Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'da yapılan değişiklikle sağlandı. Kürtaj için evli kadınlara kocadan izin alma koşulu getirildi.
1985: Türkiye, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesini (CEDAW) imzaladı ve sözleşme ertesi yıl yürürlüğe girdi.
1985: 5. Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda kadınlar konusu ilk kez ayrı bir başlık olarak yer aldı ve bu konuda politikalar belirlendi.
1987: Kadınlar konusuna odaklanmış ilk resmi kurum olan Devlet Planlama Teşkilatı Kadına Yönelik Politikalar Danışma Kurulu kuruldu.
1989: İstanbul Üniversitesi'nde ilk Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi kuruldu. Bugün üniversiteler bünyesinde kurulan bu merkezlerin sayısı yurt çapında 13'e ulaştı.
24 Ocak 1989: İçişleri Bakanlığı kaymakamlık sınavlarına kadınların da alınacağını açıkladı.
29 Kasım 1990: Kadının çalışmasını kocanın iznine bağlayan Medeni Kanun'un 159. maddesi Anayasa Mahkemesi'nce iptal edildi. İptal kararı 2 Temmuz 1992 tarih ve 21272 sayılı Resmi Gazete'de yayımlandı.
1990: Mağdurun hayat kadını olması halinde tecavüz cezasının indirilmesini öngören Türk Ceza Kanunu 438. maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yürürlükten kaldırıldı.
14 Nisan 1990: Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, ilk kadın kütüphanesi ve bilgi merkezini açtı.
1990: Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü bünyesinde, şiddete uğrayan kadınlara ve çocuklara destek hizmeti vermek üzere ilk Kadın Konukevleri açılmaya başlandı. 2000 yılı itibariyle bu sayı yediye yükselirken kapasiteleri 170'e ulaştı.
1990: 422 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Kadının Statüsü ve Sorunları Başkanlığı kuruldu. 25 Ekim 1990 tarihinde kadın sorunları konusunda ulusal çapta bir mekanizma olarak Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü (KSSGM) 3670 sayılı kanunla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı olarak kuruldu ve 24 Haziran 1991 tarihinde de Başbakanlığa bağlandı.
Eylül 1990: Yerel yönetimler kadın konusunda özellikle şiddete uğrayan kadınlara yönelik hizmet vermeye başladı. Türkiye'deki ilk kadın sığınma evi Bakırköy Belediyesi tarafından açıldı.
20 Şubat 1992: Birleşmiş Milletler Uluslararası Kadının İlerlemesi İçin Araştırma ve Eğitim Merkezinin (INSTRAW) toplantısında, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü Türkiye'de kadın konusunda irtibat noktası olarak kabul edildi ve BM ile işbirliği içinde program ve projeler uygulanmaya başlandı.
1992: Cinsiyete dayalı veri tabanı oluşturulması amacıyla Devlet İstatistik Enstitüsü'nde Toplumsal Yapı ve Kadın İstatistikleri Şubesi kuruldu.
1993: İstanbul Üniversitesi'nde ilk Kadın Araştırmaları Ana Bilim Dalı açıldı ve yüksek lisans programı vermeye başladı. Bugün Kadın Çalışmaları Ana Bilim Dalı açarak Yüksek Lisans Programı veren üniversite sayısı dörde ulaştı.
1993: Kadın Dayanışma Vakfı, Altındağ Belediyesinin desteğiyle kadın danışma merkezi ve kadın sığınma evini açtı.
1993: Halk Bankası'nca kadınları girişimciliğe özendirmek amacıyla kadınlara özel, düşük faizli kredi uygulaması başlatıldı.
1994: Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü bünyesinde, şiddete uğrayan kadınlara hukuki ve psikolojik danışmanlık, girişimcilik ve el emeğinin değerlendirilmesi konularında hizmet vermek amacıyla Bilgi Başvuru Bankası (3B) kuruldu.
5 Nisan 1994: Dünya Bankası ile kadın konulu projeler yürütülmeye başlandı. Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nde bir Dokümantasyon Merkezi kuruldu.
1994 Türkiye Kahire'de yapılan Birleşmiş Milletler Nüfus ve Kalkınma Konferansına katıldı. Konferans'da kadının statüsü ve sağlık ilişkisini vurgulayan "üreme sağlığı" kavramı üzerinde özellikle duruldu ve kadın sağlığında "bütüncül" bir yaklaşım benimsendi. Bu yaklaşım doğrultusunda Sağlık Bakanlığı koordinatörlüğünde ilgili kesimlerden sağlanan katılımla "Kadın Sağlığı ve Aile Planlaması Ulusal Eylem Planı" hazırlandı. 1998 yılında kamuoyuna sunulan Eylem Planı 6 ana çalışma grubu tarafından oluşturuldu. Kadının Statüsü grubunun koordinasyonunu Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü üstlendi.
1995: Kurulduğundan bu yana, açtığı kadın danışma merkezi ile şiddete uğrayan kadınlara danışmanlık hizmeti veren Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, ilk kadın sığınağını açtı.
Kasım 1995: Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı tarafından bölgedeki kadınların durumunun iyileştirilmesi ve kalkınma sürecine entegre edilmesi amacıyla planlanan Çok Amaçlı Toplum Merkezlerinin (ÇATOM) ilki Urfa'da açıldı. 2000 yılı itibariyle bölgedeki sayısı 21'e ulaştı.
29 Haziran 1996: Anayasa Mahkemesi Türk Ceza Kanunu'nun erkeğin zinasını suç olarak düzenleyen 441. maddesini anayasanın eşitlik ilkesine aykırılığı gerekçesiyle iptal etti. 27 Aralık 1996 tarih ve 228600 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan kararda verilen bir yıllık süre içinde yasal düzenleme yapılmaması nedeniyle erkeğin zinası 27.12.1997 tarihinden itibaren suç olmaktan çıktı.
1996: Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesinde "Kırsal Kalkınmada Kadın Daire Başkanlığı" kuruldu.
1997: Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda 13 il valiliği bünyesinde "Kadının Statüsü Birimleri" kuruldu.
22 Mayıs 1997: Kadının evlendikten sonra kocasının soyadını almakla birlikte, kendi soyadını da kullanabilmesi Medeni Kanun'un 153. maddesinde yapılan değişiklikle sağlandı.
19 Kasım 1997: Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nün önerisi üzerine İçişleri Bakanlığı'nca nüfus cüzdanlarında medeni hal kısmında "evli/ bekar/ dul/ boşanmış" gibi ifadelerin yerine sadece "evli" veya "bekar" ifadelerinin kullanılmasını düzenleyen genelge yayımlandı.
18 Ağustos 1997: Zorunlu temel eğitimi beş yıldan sekiz yıla çıkaran 4306 sayılı kanun yürürlüğe girdi.
13 Kasım 1997: Türkiye Cumhuriyeti, amacı uzman bakanların çalışma alanları ile ilgili konularda Avrupa Konseyi faaliyetlerine etkin bir şekilde katılmalarını teşvik etmek olan Kadın-Erkek Eşitliğinden Sorumlu Avrupa Bakanlar Konferansı'nın dördüncüsüne ev sahipliği yaptı.
23 Haziran 1998: Anayasa Mahkemesi kadının zinasını suç olarak düzenleyen Türk Ceza Kanunu'nun 440. maddesini anayasanın eşitlik ilkesine aykırılığı gerekçesiyle iptal etti. Gerekçeli karar 13 Mart 1999 tarih ve 23638 sayılı Resmi Gazetede yayımlandı.
17 Şubat 1998: Yeni Türk Medeni Kanunu Tasarısı Adalet Bakanlığı ve Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nün ortaklaşa yaptığı bir toplantı ile kamuoyunun bilgisine sunuldu.
21 Ekim 1998: Adalet Bakanlığı, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, ve kadın kuruluşlarının oluşturduğu gündem sonucunda bekaret kontrolünün, ancak takibi şikayete bağlı suçlarda, mağdurun rızası alınarak, ırza geçme gibi re'sen takip edilen suçlarda ancak hakim kararı ile gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise Cumhuriyet savcısının yazılı izni ile yapılabileceğini düzenleyen bir genelge yayınladı.
1998: İçişleri Bakanlığı'nca nüfus cüzdanlarında yapılan düzenlemeye paralel olarak Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü'nce verilen dul ve yetim tanıtım kartlarındaki "Emekliye Yakınlığı" bölümünde yer alan "dul kadın vb." ifadelerin yerine sadece "eşi, kızı, oğlu, annesi, babası" gibi ifadelerin kullanılması sağlandı.
17 Ocak 1998: Aile içi şiddete uğrayan kişilerin korunması için gerekli tedbirlerin alınmasını düzenleyen 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun yürürlüğe girdi.
1998: Gelir Vergisi Kanunu'nda yapılan bir değişiklikle aile reisinin beyanname vermesi esası kaldırılarak kadınların kocalarından ayrı olarak beyanname vermesi sağlandı.
1998 Kadınlara yönelik danışma merkezleri çalışmaları başta Ankara ve İstanbul olmak üzere Barolar tarafından da başlatıldı. Barolar bünyesindeki Kadın Hakları/Hukuku Komisyonları arasında koordinasyonu sağlamak amacıyla "Türkiye Barolar Birliği Kadın Hakları Komisyonları Ağı (TÜBAKKOM)" kuruldu. Giderek artan komisyonların sayısı 2001 yılı itibariyle kırk civarına vardı.
Eylül 1999: Türkiye, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığı Önleme Sözleşmesi'ni onaylarken koyduğu aile hukukunu ilgilendiren 15 ve 16. maddelerine ilişkin çekinceleri kaldırdı.
1999: Kadın erkek eşitliği açısından önemli değişiklikler içeren Medeni Kanun Tasarısı hazırlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunuldu.
8 Eylül 2000: Ek İhtiyari Protokol Türkiye tarafından imzalandı. Onay aşaması için Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine alındı. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin daha etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan Ek İhtiyari Protokol ile Sözleşmenin taraf devletler tarafından ihlali durumunda kişilere ve kişilerden oluşan gruplara başvuru hakkı tanınmakta ayrıca uygulamaları denetlemek üzere Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW) Komitesine yapılacak şikayetleri kabul etme ve inceleme yetkisi tanınmaktadır.
24 Kasım 2000: Ülkemizde giderek artmakta olan töre cinayetlerine karşı kamuoyu oluşturmak üzere "25 Kasım Kadınlara Karşı Şiddete Hayır Günü" nedeniyle Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü ve Şanlıurfa Valiliği işbirliği ile "Kadına Yönelik Şiddet" konulu bir panel düzenlendi. Panel resmi düzeyde töre cinayetlerine karşı duruşun zeminini oluşturdu.
17 Şubat 2001: Türk Medeni Kanunu'nun yıldönümü nedeniyle TBMM Adalet Komisyonunda görüşülmekte olan Medeni Kanun Tasarısının eşitlikçi özünün korunarak yasalaşması için Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü ve kadın kuruluşları tarafından kamuoyu oluşturma faaliyetlerinde bulunuldu. Kadın dernekleri ve diğer sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla "Medeni Yasa Tasarısı İçin Hep Birlikte" yürüyüşü gerçekleştirildi.
21 Haziran 2001: TBMM Adalet Komisyonunca kabul edilen Türk Medeni Kanunu Tasarısı Genel Kurula sevk edildi.
22 Kasım 2001: Yeni Türk Medeni Kanununun TBMM tarafından kabul edildi.
1 Ocak 2002: Yeni Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girdi.
30 Temmuz 2002: CEDAW Ek İhtiyari Protokolünün onaylanması




tr.wikipedia.org
__________________
angel Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Reply With Quote
Yanıtla


Şuan Bu Konuyu Okuyan Aktif Kullanıcılar: 1 (0 Üye ve 1 Konuk)

 
Konu Araçları Bu Konu İçinde Ara
Bu Konu İçinde Ara:

Gelişmiş Arama

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Simgeler Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Forum'a Git

Benzer Konular

Thread Konuyu Başlatan Forum Yanıtlar Son Mesaj
Avrupa'da en başarılı FB MANS Gündem Haberleri ve Son Dakika 0 13-09-2011 10:12
Bdp Başarılı Olamadı MANS Gündem Haberleri ve Son Dakika 0 15-07-2011 11:52
Tarihe Damga Vurmuş 100 Türk penelopexl * Masaüstü Araçları 0 14-07-2011 14:22
En Başarılı Il Yalova MANS Gündem Haberleri ve Son Dakika 0 28-04-2011 14:40
Sizce en başarılı Türk yönetmen kim? MANS Sinema Dünyasından Haberler 0 07-04-2011 17:11


Forum Saati Türkiye Saatine Göre GMT +2. Saat Şimdi 00:06.


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2015, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0 ©2008, Crawlability, Inc.
Copyright ©2006-2015 Mertada.coM, abuse: MertForum [at] gmail . com

Sosyal (Yer imi) Bookmarking  TurkeyRank.Com - Pagerank Servisi RankX.de Push it to the Max! 

Portal | Forum | Haber | Flash Oyun | Fragman | Site Ekle | Favicon Generator | WebMaster | Blog | Link Ekle | Site Analiz | Yyt | Pagerank

Büyük Kayalar Küçük Dalgalarla Y?k?lmaz!